Stefan Zweig’ın edebiyata ve yaşama vedası: SATRANÇ

Satranç, Stefan Zweig’ın Şubat 1942’de intihar etmeden önce yazdığı son eseridir. Yazar bu olağanüstü uzun öyküsüyle bir anlamda hem edebiyata hem de yaşama veda eder. 

Can Yayınları

30.7.2019 tarihinde yazıldı.

Stefan Zweig’ın edebiyata ve yaşama vedası: SATRANÇ

Satranç, Stefan Zweig’ın Şubat 1942’de intihar etmeden önce yazdığı son eseridir. Yazar bu olağanüstü uzun öyküsüyle bir anlamda hem edebiyata hem de yaşama veda eder. 

Satranç’ı ve Stefan Zweig’ın vedasını Şebnem Sunar anlatıyor;

 

“Satranç, Zweig’ın edebiyata vedasıdır, ama aynı zamanda yaşama da bir vedadır, eşi Lotte’yle birlikte 1942 yılının 22 Şubat günü intihar etmeden önce, tamamladığı son yapıttır. Yapıt, gerilim düzeyi gittikçe artan yapısıyla bile bir dram olma özelliğini taşır. Bu gerilim, yazarın ustası olduğu yazınsal bir tür olarak uzun öykünün en önemli niteliğini yansıtsa da, Satranç söz konusu olduğunda, aslında kaynağını bambaşka bir yerde bulur ve Nazi döneminde Zweig’ın politik tavrı hakkında biraz da alelacele varılan bir karara karşı yazarın duruşunu yansıtır. Bu tepki, özellikle de sürgündeki çağdaşları tarafından Nazi rejimine karşı net bir politik tavır almamakla, hatta kimilerince işbirlikçi olmakla suçlanan Stefan Zweig’ın yapıtlarında da sık sık karşımıza çıkan, şeylere ve olaylara mesafeyle yaklaşan gözlem alışkanlığından ileri gelir. Gerçekten de gözle görülür, eylemlilikle ölçülebilir bir direniş değildir Zweig’ın direnişi, daha çok örtük bir direniş olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla Zweig’ın duruşu aslında birbirine karşıt iki kutup arasında yer alır: Bir yanda yalnızca Almanya’da değil, dünyanın dört bir yanında kitlesel kıyımlarıyla Nazi rejimi yer alırken, öte yanda sürgünde var olabilmeye ilişkin korku ve kuşkular vardır.

(…)

Sözün bittiği yerdir Satranç: Üstelik yalnızca Zweig için değil, yüzyıllardır kurduğu ve koruduğu değerleriyle bütün bir Avrupa için de bu böyledir. Satranç oyunu çerçevesinde birbiriyle asla uzlaşmayacak toplumsal değerleri, karşıt iki karakter Mirko Czentovic ile Dr. B aracılığıyla çökmekte olan bir dünyanın içine yerleştiren yapıt, kendi simgeselliği içinde, Avrupa kültürünün ve Avrupalılığın çöküşü olarak da yorumlanabilir. Böyle bakınca gerek yapıta adını veren satranç oyununun gerek Mirko Czentovic ile Dr. B örneğinde figürlerin diziliminin karşıt politik sistemleri temsil ettiği söylenebilir. Satranç şampiyonu Czentovic ilkelliğiyle “küçük bir Hitler” modeli çizerken, gerek Gestapo gözetiminde bir otel odasına kapatıldığında gerek Czentovic karşısında bile, aslında hep kendine karşı oynayan ve “siyah olan ben ve beyaz olan ben” olarak kişiliği ikiye bölünen Dr. B de yok olmaya mahkûm edilen bir dünyayı simgeler. Böyle bakınca, Dr. B. insancıl ve özgür bir yaşam biçimini temsil eden dünya görüşüyle, hiç kuşkusuz Zweig’ın kendini yansıttığı bir figürdür. Bu bakımdan Satranç, Stefan Zweig’ın şiddetin egemenliğine karşı koyamayan ve mat edilen özgürlüğü son bir kez daha ele aldığı yapıttır.”

 

Henüz Satranç’ı okumadıysanız kitaba buradan göz atabilir, ilk bölümünü ise buradan okuyabilirsiniz.