Can Modern Dizisi ile Tanışın!

Can Yayınları'nın "Modern" dizi editörü Emrah Serdan anlatıyor.

Can Yayınları

5.7.2019 tarihinde yazıldı.

Can Modern Dizisi ile Tanışın!

Can Modern dizisi hakkında bilgi verebilir misiniz?

  • Can Modern 20. yüzyıl edebiyatı dizimiz. İçimden söylediğim ikinci yarısı “klasik”, çünkü Albert Camus, Jean-Paul Sartre, George Orwell, Hermann Hesse gibi “modern klasik” olduğu tescillenmiş yazarların yayımlandığı dizi. Ama bunun geçerli olmadığı durumlar da var: tipik modernliğin dışında, kenarında kalan, Svetlana Boym’un “modern dışı” olarak tanımladığı “diğer” modernlikler, modernleşme deneyimleri de mevcut ki bunlar kültür olarak modernlik tecrübemize daha yakın olabiliyor; raftan yıllar önce indirilmiş bazı kitaplar, günümüz okuruyla daha dolaysız bir bağlantı kurabiliyor. Bu eserlerin de Can Modern içinde yer alması ve gerçekten çoksesli bir edebiyat panoraması oluşturmasını önemli buluyorum.

Dizide yer alan kitaplar hangi dönemler arasını kapsıyor?

  • Virginia Woolf, Aralık 1910’dan sonra insan karakterinin değiştiğini söyler. Bu tarih, birkaç sene oynama olsa da iyi bir başlangıç noktası gibi geliyor bana. Birinci Dünya Savaşı’nın arifesi ve meydanı olarak tarihe geçmiş, 19. yüzyılın kalan temsilcilerinin günbatımı gibi bir on yıl, ama aynı yıllarda Kafka, Svevo, Joyce, Eliot gibi yazarlar teker teker ortaya çıkıyor ve yeni bir çağın ifade biçimini yaratıyorlar. Sonrasında gelen dönem, Eric Hobsbawm’ın deyişiyle “aşırılıklar çağı” ve edebiyatta da tüm aşırılıklarıyla temsil ediliyor: Savaş eseri olduğu Dresden kentinin ittifak bombalarıyla yok edilmesine tanık olan Kurt Vonnegut; özel ordusunun başarısız askerî darbe teşebbüsünden sonra intihar eden Yukio Mişima; iki savaş arasında Paris’te sıra dışı bir yaşam sürüp neredeyse kırk yıl sonra bir İngiliz kasabasında tekrar keşfedilen Jean Rhys; Stalin iktidarının baskısından korkarak ilk müsveddesini yaktığı şaheserini çekmecesinde bırakarak ölen Mihail Bulgakov... sıra dışı hayatlarla ve yapıtlarla dolu bir yüzyıl. Bu kaleydoskop bize doğru yaklaştıkça rengârenk şekiller arasında günümüz dünyasını daha net seçebilmeye başlıyoruz. Dizi yüzyıl dönümünü biraz geçiyor ve edebiyatlarında modernizm geleneğiyle ve 20. yüzyılla hesaplaşan W.G. Sebald ve Roberto Bolaño gibi yazarlarla sona eriyor.

Modern dizisinde Albert Camus, Stefan Zweig, José Mauro de Vasconcelos örneklerindeki gibi aynı yazardan birkaç kitap ya da kitap serileri görüyoruz. Bu bağlamda devamlılığı göz önünde bulundurduğunuzu söyleyebilir miyiz?

  • Evet, söyleyebiliriz. Camus, Vasconcelos ya da Hesse gibi bazı yazarlar eskiden beri çeviride var olduklarından sahiplenilmiş, hatta “yerlileşmiş” diyebileceğimiz yazarlar. Okurların birkaç nesildir tanışıklığı var onlarla. Zweig da kısa sürede benzer bir yer edindi okurun kalbinde. Bu yüzden bu yazarların diğer eserlerini de okurlara sunmaya, bir yandan da benzer duyarlılığa sahip, okurların benzer bir ilişki kurabileceğini düşündüğümüz diğer yazarları öne çıkarmaya gayret ediyoruz.

Dizi kapsamında özellikle George Orwell kitapları dikkat çekiyor. Yazarın yayımladığınız diğer kitaplarıyla birlikte 1984’ün özel baskısı öne çıktı. Bu kitabın hazırlık süreciyle ilgili bilgi verir misiniz? 

  • 1984 çağdaşlığını yitirmeyen bir distopya, hem oldukça popüler hem de kült takipçileri olan bir roman. Bugün her yerde karşımıza çıkan distopya türünün poetikasını, estetiğini üretmiş bir kitap. “Orwellian” diye günümüz dünyasında kullanımı gittikçe artan bir sözcüğün çıkış noktası. Yakıştırılan terimlerin içini 1984 kadar hakkıyla doldurabilen az eser vardır; dünyada özel baskılarının yapılması, kitaplıklarda başköşede olması da bu yüzden. Dolayısıyla Orwell’in hakkını vermek hem çok kolay hem de çok zor. Hem kitabın edebiyattaki klasikleşmiş yerini gözetmemiz hem de güncel siyaseti, popüler kültürü etkileyen kısmını temsil eden “çağdaş” bir edisyon hazırlamamız gerekiyordu. Başlangıç noktamız olan Celâl Üster çevirisi, bu kitabın (Hayvan Çiftliği’nde olduğu gibi) Türkçedeki tartışmasız nihai metni. Utku Lomlu da bu metinden tipografi oyunlarıyla, afiş çalışmalarıyla herkesin deneyimlemek isteyeceği bir okuma serüveni yarattı. Ortaya çıkan işin “Dünyanın En Güzel 1984’ü” olduğunu güvenle söyleyebiliriz.

Kısa Modernler dizi içerisinde hangi yönüyle farklılaşıyor?

  • Bugün dünyayı 280 karakter uzunluğunda haberlerden takip eden, çok okuyan, ancak maraton değil sprint şeklinde okuyan bir okur kitlesi var, sayıları da hiç az değil. Edebiyat güncel ihtiyaçlardan kopuk olmuyor; bugün de novella ve hikâyenin rağbet görmesi, sosyal medyada tefrika edilen Ulysses ya da Moby Dick’in milyonlarca takipçiye ulaşması, forumlarda ya da bloglarda hikâyelerin çevrimiçi halde üretilmesi insanın “öyküleme”ye dair yeni ihtiyaçlarını kendi kendine tedavi etmesinin tezahürleri. Teknolojinin yarattığı bu kısa metrajlı yeni okuma alışkanlığını benimsemek ve matbu kültürden kopmadan yeni okurlar kazanmak mümkün. Kısa Modernler de buradan yola çıkarak tasavvur ettiğimiz, okurların bir ya da birkaç oturuşta bitirebileceği kitaplara yer vereceğimiz dizimiz. Hacim olarak kısa da olsalar, bu kitapların kendi içinde bütünlüklü ve tutarlı olmalarını istiyoruz; “sulandırılmış” ya da “tadımlık”, kotarılmış kitaplar değil, dizide yer alan ismin yazarlığını temsil eden kitaplar. Bu nedenle her bir Kısa Modern, Can Modern’in yazarlarına bir giriş niteliğinde de olacak. Bu da az önce bahsettiğimiz devamlılığı, okur-yazar ilişkisini kurmak açısından önemli bir basamak. Çünkü en deneyimli ve yeni kitaplara açılma konusunda iştahlı okurların bile bazen bir yazara nereden başlayacağını bilemediği oluyor, bu dizi onların da merakını uyandıracaktır diye düşünüyorum. Uzun öyküler, roman parçaları, hikâye derlemeleri, eskiz, deneme, manifesto... hepsi Kısa Modernler’de olacak. Umarız ki bu dizi kendi okurunu yaratan, düzenli takip edilen bir kitap kulübü olacak. Uygun fiyatlı olması ve modern dünya edebiyatının simge isimlerini her ay okurlarla buluşturması sebebiyle, var olan okuma kulüplerinin de ilgisini çekeceğini umuyorum. D.H. Lawrence’tan Ölen Adam ve Mihail Bulgakov’dan Morfin’le yola çıkıyoruz.

Gelecek günlerde modern dizisinde okurları neler bekliyor?

  • Geçtiğimiz ay Jun’ichirō Tanizaki’nin son döneminden iki roman yayımladık: Anahtar ve Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi. Günlük biçiminde yazılmış, Japon geleneksel aile yapısının altında fokurdayan duyguları anlatan çok enteresan iki paralel romandı. Bu ay, Giuseppe Tomasi di Lampedusa’nın öykülerini Siren adıyla yayımlıyoruz. Kitap yazarın çocukluk yıllarını anlattığı uzun bir bölümle başlıyor; Leopar’da da konu ettiği eski Sicilya’nın ayrıcalıklı sınıfının kaybolan dünyasına bizi geri götüren bir anlatı. Nikos Kazancakis’ten İspanya, Yaşasın Ölüm’ü hazırlıyoruz. Kazancakis ilk olarak 1926’da, sonra ülkeyi içsavaşa götürecek gerilimlerin iyice tırmandığı 1932-1933 yıllarında İspanya’yı muhabir olarak gezmiş. İspanya’yı Don Quijote ve Sancho Panza tiplemeleri üzerinden incelediği, ülkenin kültürüne ve tarihine son derece hâkim, zevkle okunan bir anı kitabı. Bu sonbahar üçüncü cildiyle Córtazar’ın öykülerini tamamlıyoruz – epey bir seveni ve bekleyeni var. Yukio Mişima’nın Aşka Susamış romanını ilk defa yayımlayacağız. Kısa Modernler’de Nina Berberova’nın kıskançlığı çok çarpıcı bir şekilde anlatan, Zweig okurlarının çok seveceğini düşündüğüm Eşlikçi Kız, Roza Hakmen çevirisiyle yayımlanacak. Bulgakov’dan Köpek Kalbi ve İzak Babel’den yarı otobiyografik bir öykü derlemesi de bu yıl yayımlanacak Kısa Modernler arasında.