Márquez’in Bisikletçileri

Gabriel García Márquez bir zamanlar spor yazıyordu. Kolombiyalı efsanenin farklı yüzüyle tanışma zamanı.

Can Yayınları

17.10.2016

Márquez’in Bisikletçileri

Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazdıktan ve gezegenin her tarafında okuyucuları olan ünlü bir yazara dönüştükten sonra 1981 yılında Gabriel García Márquez’in kariyerinde yeni bir eşik açılır. 20. yüzyıla damgasını vuran büyük yazarları röportaj sandalyesine oturtan Paris Review dergisine konuşma sırası ona gelmiştir. Kolombiyalı, ses kayıt cihazlarından hoşlanmadığını belirttiği söyleşinin başında gazetecilik kariyerine dair sorulan bir soruya şu yanıtı verir: “Her zaman gerçek mesleğimin gazetecilik olduğuna inandım.”

Hayatı boyunca yazının peşinde koşan, Kolombiya’da hukuk fakültesinde okurken öyküler karalayan ve edebiyat çevreleriyle ilişki kurmaya çalışan genç Márquez, 1948’de gazetecilikle tanışmıştı. Cartagena’da başlayan kariyeri 1950’lerin ortasında onu Bogotá’ya götürmüştü. Gelecekte romanlarında yer vereceği karakterlerden bazıları ile o yıllarda karşılaşmış, yazı yelpazesini genişletmişti. Film eleştirileri yazıyor, siyasetçiler üzerine dosyalar hazırlıyor, gemisi tuzla buz olan denizcilerin hikâyelerini kaleme alıyordu.

O çağlarda bir yandan gazetecilik yapan, bir yandan da romancı olmak isteyen Kolombiyalı’nın çalışma programı çok düzenliydi. Gün boyunca gazetede çalışıyor, geceleri herkes gittikten sonra ise romanlarını, hikâyelerini yazmaya koyuluyordu. İştahlı ve zevkli bir okur olarak William Faulkner ile tanışmıştı ve ilk okuyuşta çarpılmıştı. Yine de gazetecilği geçilmesi gereken bir basamak olarak görmüyor, bu mesleğe de en az edebiyat kadar değer veriyordu.

Gabriel García Márquez’in gazetecilik yıllarında üzerine kalem oynattığı alanlardan biri de spordu. Politikacılar ve denizciler gibi şans onu bisikletçilerin de karşısına oturtuyordu. 1955’te Kolombiya Turu’nu baştan sona takip etmiş, sporcularla özel söyleşiler yapmıştı. Döneminin ünlü bisikletçilerinden Ramon Hayos ile karşılaşması da o yıl gerçekleşti. Birazdan okuyacağınız yazı, Gabo’nun kaleminden çıkmış ve El Espectador gazetesinde 1955’te on dört fasikül hâlinde yayımlanan Ramón Hoyos Vallejo biyografisinin önemli bir parçasını oluşturmuştu. Yazı, Hoyos’un ağzından kaleme alınmıştı.

Bir notla birlikte sizi yazı ile başbaşa bırakalım. Gabriel García Márquez 17 Nisan 2014’te hayata gözlerini yumdu. Ramon Hoyos ise 19 Kasım 2014’te 82 yaşında vefat etti. Bir zamanlar gazeteci ve bisikletçi olarak kesişen yolları şimdi de yılın kayıpları listesinde onları buluşturdu. Tarihin böyle huyları vardır. Şimdi gözleri Gabo ve Hoyos’a çevirelim.

 

 

Şampiyon Sırlarını Açıklıyor

 

İlk etabım

 

9 Şubat 1939’da –Marinilla, Antioquia’nın 10 kilometre uzağındaki– Chorro Hondo kırsalındaki okula utangaç, yabani, üstü başı çamur içinde ve her yanından kirli su damlayan yedi yaşında bir çocuk geldi. O çocuk, Ramón Hoyos Vallejo, bendim. Anlatacağım hikaye hatırladığım en eski anım: İki ağabeyim –şu anda kafeterya işleten– Juan de Dios ve –bugün taksi şoförü olan– José’nin beni portakal ağaçlarıyla çevrili okula götürdükleri ilk gün. Götürdüler çünkü yürümeyi öğrenmekte zorlanan ben, okuma-yazma öğrenme yaşına eriştiğimi iddia etmeye başlamıştım. Kontrol edilemeyen rekor kırma arzusunu da ilk kez o günün sabahında hissettim: Beni okula götürürlerken bir dereyi –küçük geçitten geçebilecekken–atlayarak aşmayı denedim. Tam atladığım anda suya düştüm.

 

İlk kazam olarak değerlendirdiğim o düşüşe engel olamamama, doğuştan gelenhızlı yürüme arzum sebep oldu. Doğduğumdan beri o kadar hızlı yürüyorum ki nasıl olur da ailemin en yaşlı üyesi değilim, kendime açıklayamıyorum. Yeteri kadar güçlü ya da uzun olmamama karşın –dereden atlayıp daha okula gitme yaşına gelmeden–okula gittiğim ilk gün sadece yedi yaşındaydım. Şimdiden üç sakramenti olan bir Hristiyandım: Vaftiz (doğumdan iki gün sonra), günah çıkarma ve komünyon. Şu anda ne olduklarını hatırlamıyorum ama ilk günahlarımı dört buçuk yaşında iken Marinilla’nın güçlü ve müşfik papazı Toro’ya itiraf ettim. Elbette bu günahları ne hatırlıyor ne de hayal edebiliyorum.

 

“Papaz Hoyos”

Adımı Ramón koymuşlar çünkü babamın babasının adıymış. 26 Mayıs 1932’de, La Cuchilla’nın acımasızbölgesi Marinilla’da, babaannemin çiftliğinde doğdum. Dünyaya gelmemden kısa bir süre sonraya kadar annem María Jesús ve babam Antonio orada yaşıyordu. Daha sonra Chorro Hondo’da bostanı ve domuzları ile tavuklar için birer kümesi olan bir çiftlik aldılar. Kendilerini muz ile mısır yetiştirmeye ve hayvancılığa adadılar.Okula ilk kez gidene kadar ne yaptığımı hatırlamıyorum. Lâkin okula gittikten sonra olanları tamamen anımsıyorum: Okulda anne ve babasıyla yaşayıp aynı zamanda çocuklara ve portakallara bakan öğretmen Ana Arbeláez bana “ressam olmayı öğrenebilmem için” renkli kuru boyalar hediye etti. Ama ben çok uzaklara gitmiştim: Papaz Toro gibi din adamı olmak istiyordum.

“Aritmetik bilmenin önemi”

İki yıl boyunca köy okulundaydım. İki yıl, bir yıla denkti çünkü erkekler olarak sadece sabahları dersimiz vardı.  Hâlen en büyük endişem olan yazmayı, ve özellikle imlayı, anlamakoldukça zorlayıcıydı. Öte yandan ilmihali -din adamı olmak istediğim için- olduğundan daha çabuk ve kolay öğreniyordum. Tevazu bir tarafa, aritmetikte en iyi öğrenciydim. Artık ilk yeteneğimi kaybettim. Ama ikincisi pratik ile birlikte gelişti. Özellikle zaman, hız ve yüzde  hesaplarını akıldan fark edilir bir kolaylıkla yapabiliyorum. Bisiklete binerken, birkaç dakika içinde, kalem kağıt kullanmadan, bir yarıştaki pozisyonumu tam olarak hesaplayabiliyorum.

Çoraplı ve ayakkabısız

Dokuz yaşımdan bu yana mesafeleri kat ediyorum. O yaşta, köy okulu yetersiz kaldığından beni Marinilla İlkokulu’na kaydettiler. Bir bisiklet görmemden, hatta insanın iki teker üzerinde gidebileceğini öğrenmemden çok önceki o dönem ilk antrenman periyoduydu. Sabah altıda, buz gibi havada,dik ve terkedilmiş üç kilometreyi yürümek zorundaydım. İlk başlarda evden bir blokun tamamını kaplayan Marinilla İlkokulu’na varmam bir saatten fazla sürüyordu. Mevcut şartlar altında, aynı koşullara sahip yolu, eğer dört kez lastik patlatmaz ya da taşlar yüzünden boynumu kırmaz isem bisikletle otuz bir dakikada tamamlıyorum.

İlk tekerim

Değişim ile birlikte ilgi alanlarım farklılık göstermedi: İlmihali ve aritmetiği anlıyor, yazım ve imla ile problemler yaşıyordum. Ama artık bir başka sorunum daha vardı: Tarih. Marinilla’nın ünlü eğitimcisi Simona Duque’nin devasa fotoğrafının yanındaki portrelerden birine asılı olan Bolívar de Santander’i Duque’den ayırt etmekte zorlanıyordum. Sabırlı ve candan, zayıf bir adam olan öğretmen Miguel Rivera, Marinilla’da ilk sportif zaferlerimden birini elde ettiğimde onuruma verdiği bir bankette yaptığı konuşmada birkaç yıl önceki o dönemi hatırlattı.

Gidiş dönüş (altı kilometre) çok sürmüyordu. Ailem Chorro Hondo’daki çiftlikten Marinilla’daki bir eve taşındı. Taşındığımız dönemde yaklaşık yarım saatte üç kilometreyi, şimdi yaptığım gibi iki teker üzerinde değil, tek tekerin, okula çevirerek gittiğim çemberin arkasında katediyordum. Tekerlerle ilkilişkimdi.

Her şeyin başlangıcı

 

Çemberim ilkti. Ama ikincisi çok gecikmedi. Marinilla’daki evimden okula giderken dar, taşlı ve sert eğimli bir sokak vardı. O sokakta çemberi idare edemiyordum. O sokağın Marinilla postacılarının malları taşıdıkları dört tekerli tahta el arabalarından biriyle inmek için ideal olduğunu düşündüm. Bu fikri kafama yerleştirdim. Okulda teneffüs için verdikleri bozuklukları feda ettim. Düzenli olarak onları biriktirdim. Son olarak da iki pesoya ulaşmak için annemin yardım etmesini sağladım. Adını hatırlamadığım bir marangoz el arabasını yaptı.

 

Gazeteler iyi bir tırmanışçı olduğumu söylüyor. İnişlerde zaman ve pozisyonumu kaybedeceğim kesinmiş gibi kabul ediliyor. Yine de hız ile ilişkim, yukarıdan aşağıya doğru, okula doğru inerken bindiğim ilkel ve külüstür tahta el arabasında başladı. Bugünlerde bisiklet üzerindeyken, öğretmen Rivera’nın “Ramón, unutma, çok fazla yarış yorar” dediği günlerdeki, Marinilla’daki okula kadar giderken her gün ulaştığım hıza ulaşamıyorum.

Darbeler öğretir

Hızın keyfine ulaştığım o ilk taşıtı kullandığım yıllardahiçbir kazaya karışmadım. Buna karşın, profesyonel bisiklet kariyerimde karıştığım kaza sayısı zaferlerimden çok daha fazlaydı. Aslında kaza yapmadığım tek taşıt üç tekerli bisiklet: Çocukluğumda hiç üç tekerli bisikletim olmadı. İlk üç tekerli bisikletim olduğunda da ona binecek yaşı geçmiştim.

La Route de France’akatılmak için Paris’e yapacağım yolculuğa odaklanmadan iki gün önce Envigado yolunda bir kamyonet kamyonla çarpıştıktan sonra hurdaya döndüğünde neredeyse kendimi öldürüyordum. Geçen sene Ordu Milli Takımı’yla birlikte Cali’deki Ulusal Oyunlar’a katılmadan iki gün önce motosikletle giderken kafamı ve iki elimi kırdım. Son Kolombiya Turu’nda Pasto’dan Popayán’a uçak ile geçerken motorlardan biri çalışmayı bıraktı. Zorunlu iniş yapmak zorunda kaldık. Hayatımı kazalar ışığında daha detaylı anlatacağım. Şimdilik hayatımın bir kazalar zinciri olduğunu göstermek cezbedici geliyor. Şu anda Medellín’den alınmış, yeşil, 2993 plakalı üstü açılır arabam var. Çok dikkatli, normal hızlarda kullanıyorum; çünkü kazalar hep beni buluyor. Buna rağmen, arkadaşlarım arabayı bisiklete biner gibi kullandığımı söylüyor: Hızlı.

Benim suçum değildi

Bu dünyada bisikletlerimden daha çok sevdiğim bir şey yok. 11 yaşında, Marinilla’da iken hiçbir şeyi tahta el arabamı sevdiğim kadar sevmiyordum. Onu boyardım. Yarış arabasıymış gibi türlü türlü süslerle donatır ve en iyi şekilde korurdum. Birkaç ay geçtikten sonra yarış arabası oldu: Okul arkadaşlarım da benzer arabalar aldılar. Her sabah, öğlen ve akşam, bıçakla oyulmuş lastiklerin sürekli takırtıları eşliğinde Marinilla sokakları boyunca yokuş aşağı gidiyorduk. Bisiklet yarışlarında uzun bir süre şampiyon olamadığım gibi, bu yarışlarda da kazanamıyordum. Aracım bana yardım etmiyordu. AslındaÜçüncü Kolombiya Turu’na katılana kadar güzel ve iyi durumda olan bir bisikletim olmadı.

Hoşçakal Marinilla

Bir yere ulaşma telaşım, 1942’de okulu bırakıp Medellín’e taşınmayı düşünmeme sebep oldu. Orada, iki abağeyim de o dönem Pedro Nel Restrepo’nun sahip olduğu –hâlen Abejorral ile Bomboná’nın kesişiminde faaliyet gösteren– San Ignacio Dondurmacısı’nda çalışıyorlardı. Ağabeylerimin büyük bir avantaja sahip olduklarını, benim ise okulu bırakıp iki teker üzerinde hareket edebilecek herhangi bir alete binip Medellín’deki dondurmacıda çalışan ağabeylerime yetişmekten başka seçeneğim olmadığını düşünüyordum. Marinilla yolu uzun bir yokuş olsaydı tahta el arabama binip uzaklaşırdım. O dönem istediğim tek şey buydu, ama ne yazık ki tırmanmak için herhangi bir taşıt yoktu.

İki yıldan kısa bir sürede –ve şu anda neden bilmiyorum– Chorro Hondo’daki okulda iken hemen büyüyüp din adamı olmak istediğimi unutmuştum bile.

Her şey böyle başladı

Marinilla, 16 bin nüfus ve sayısız bisikletle birlikte büyük ve refah seviyesi yüksek bir yerleşim yeri. 1942’de on yaşındaydım ve Marinilla’yageleli iki yıl olmuştu. O zamana kadar Marinilla’dabisiklet gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Ama o yıl kente şişman ve sarışın, soyadı olmayan, Juan de la Cruz adıyla anılan biri geldi. Bu adamalışılmadıkbirişegirişti: On beşdakikası on sentebisikletkiralama. Tellerle tutturulmuş, eski dört turistik bisikleti vardı. Dükkanın önünden geçerken birçok kez o gizemli iki tekerli taşıtları gördüğümü hatırlıyorum. Lâkin öteki taşıtların, parçalanmış at arabalarının, parçalarından yapıldıklarını düşündüğümü hatırlıyorum. İki teker üzerinde ilerleyebileceğim aklıma gelmemişti.

Bu kadar garip olan ne?

Her zaman olduğu gibi dört tekerli arabamla saat beş buçukta okuldan eve dönerken şaşa kaldım. Gözlerime inanamıyordum. Bir çocuk efor harcamadan, serinkanlı bir şekilde o iki tekerli taşıtta rahatça oturarak yokuş aşağı gidiyordu. İmkansız gözüküyordu.

Şaşkına dönmüş bir şekilde arabamı durdurdum. Dengesi bozulmadan bir merkez etrafında dönüp duran bu alet hakkında kafa yordum. Bir dakika sonra onu süren çocuğa sormaya cesaret ettim:

–Düşmemek için ne yapıyorsun?

Cevap verdi:

–Bu bir sır.

Hâlâ şaşkınlığımı üzerimden atamadığım o gece bana, o garip taşıtın bisiklet olduğunu açıkladılar.

Gabriel GarcíaMárquez’in Notları

Beş gün süren röportaj

Ramon Hoyos zayıf bir bedene ve sert bir ruha sahip delikanlı izlenimi bırakıyor. Ama onunla birkaç saatlik mülakatın ardından buzları kırıp güven kazandığında, aksi olduğu fark ediliyor: Zayıf ama pazuları taş gibi şişmiş sağlam bir vücudu ve Antioquialılara has yumuşak, sıcakkanlı ve konuksever karaktere sahip. Ramón Hoyos hakkında kısa süre önce zaman zaman soğuk, neredeyse agresif, sempatiklikten de çok uzak olduğu yazıldı. Bu, basında yer alan ve onu üzen yorumlardan sadece bir tanesi. Hoyos yazılanları şöyle açıklıyor: “Benimle Medellín’de o röportajı yaptıklarında Beşinci Kolombiya Turu’nun ilk dinlenme günüydü. Yorgundum ve tüm dinlenme günü boyunca o mülakatı yaptım.”

Rahatsız olma nedenleri

Aslında Hoyos gazetecilere karşı iyi davranan, arkadaşlarına ve hayranlarına olağanüstü şekilde sevecen yaklaşan biri. “Şimdi, elde ettiğim zaferlerden sonra kibirli ve saygısız davrandığımı söyleyerek beni rahatsız etmesinler diye onlara karşı daha da naziğim,” diyor. Bugün yayımlanmaya başlanan röportaj beş gün sürmesine karşın hayranlarının ilgisinden kurtarmak için onu tam anlamıyla Coltejer’in anaç ve sempatik çalışanı Gabriela Arboleda’nın odasına kitlemek gerekti. Evinde mülakat yapmak mümkün değildi: Orada özel hayat yok. Tüm gün boyunca genç bisikletliler Ramón Hoyos’un evinin çevresinde tur atıp onlara öğüt vermesini bekliyorlar. Sürekli olarak kupalarını görmek isteyen hayranlarının akını var. Evin içinde dolaşan insanların düzensizliğinde en ufak dikkatsizlik bir kupa ya da madalyanın kaybolması demek. Günün on iki saati süren, Ramón Hoyos’un sadece tüm oda anahtarlarını toplayıp cebinde taşıyarak kontrol edebildiği bir durum. Bu yüzden o yokken evi, anahtarı olan tüm odalardaki ve bir duvarı Kolombiya bayrağıyla kaplanmış küçük salondaki ödülleri görmek isteyen hayranlarıyla doluyor. Ramón Hoyos’un gelip kapıları açmasını bekliyorlar. Bu röportajı yaparken Medellín’e Sonsón’dan gelen yaşlı bir adam, şampiyon ile tanışmak için sekiz saat bekledi.

Kim böyle yaşayabilir?

Başta kadın ve çocuklar olmak üzere onu herkesin tanıdığı Medellín’in ana caddelerinde arabasını durdurma şansı yok. Eğer durursa hayranları yolculuğuna devam etmesine izin vermiyor. Trafik ışıklarında durduğu zaman bisiklete binen çocuklar çevresinde toplanıp onunla konuşmaya çalışıyor. Herhangi bir an, nerede olursa olsun aynısı tekrarlanıyor. Buna karşın Ramón Hoyos sakinliğini kaybetmiyor ve hayranlarının arasında ilerlemeye çalışırken birçok iş yapması gerekiyor. Yemek yiyebilmek için evde kendisine yer açması gerekiyor. Gece boyunca serenatlar ile uykusunu bölüyorlar.Ramón Hoyos, ulusal bisiklet figürü olduğundan bu yana, yarışlar öncesi girdiği kamplar dışında, dinlendiği ya da yalnız kaldığı bir anı hatırlamıyor. İçtenliği bu yüzden o kadar da doğal değil. Rahatsız olmak için nedenleri var, ama hayranları aşırı rahatsız etse bile onlara patladığı bir anı hatırlamıyor. Bu, onun otokontrolü yüksek karakterinin ve terbiyesinin kanıtı.

Olağanüstü bir hafıza

Basit bir dille olsa da akıcı bir şekilde anlatıyor. Ama sportif kariyeriyle bağlantılı anılara dair şok edici, şaşırtıcı bir hafızası var. Herhangi birinin isteyerek ona zarar vermeye ya da yardım etmeye çalıştığı anları tüm detaylarıyla hatırlıyor.İlki için dargın gözükmüyor ama hatırlarken merhametsiz. İkincisi içinse minnettar ve mülakatta ön plana çıkması için ısrar ediyor.

Mülakatların ilk saatlerinde Hoyos tedbirli ve zordu. İlerleyen saatlerde hevesli. Detay atlamamaya çalıştığını belli ederek anlattı. Açıksözlü, direkt ve içten birine dönüştü. Hiçbir bilgiyi saklamadığı izlenimi veriyor. Özel hayatına dair küçük bir detay aklına geldiğinde, yayımlanmasını istemese bile, detayın ne olduğunu da açıklayarak, kaydedilmesini rica etti. Mülakatın daha kolay yapılmasına ve Ramón Hoyos’un -anlattığı şekilde ve şu anda gazeteciliğe göre düzenlenen- en kapsamlı biyografisi olmasına olanak sağladı.

Detaylarıyla anlatmak

Ramón Hoyos kendi ya da başkaları adına herhangi bir şeyin saklanmasını istemedi. Çoğu isim ona kariyeri boyunca yardımcı oldu. Diğerleri, özellikle arkadaşları, kariyerine engel olmaya ve zorluk çıkarmaya çalışıyordu. Üç kez şampiyon olan Hoyos, biyografisinin daha doğru ve tam olması için bu isimlerin ve onların davranışlarının biyografisinde yer alması gerektiğini düşündü. Hikayeler bu şekilde mülakatta yer alacak.

Şampiyonun biyografisi birinci tekil şahıs kullanılarak yazıldı. Editöre (Gabriel Garcia Marquez kendisinden bu yazıda böyle bahsediyor) anlattıkları ve verdiği duygu bu şekilde düzenlenmesine izin verdiği sürece korundu. Mülakat, günde aralıksız beş saat olmak üzere beş gün sürdü. Şampiyon konuşuyordu. Editör monologu, hikayenin önemine göre daha detaylı ya da kısaanlatmasını isteyerek, yönlendiriyordu. Toplamda elli iki sayfa not alındı. Hiçbirine editörün elini sürmediği yirmidokuz kadeh kırmızı şarap içildi.İçilen sigaraların sayısını hesaplamak mümkün değil çünkü editör sigara üstüne sigara yaktı. Şu anki gibi dinlenme anlarında Ramón Hoyos iki günde ortalama 18 sigara içti.

Her güne dair açıklama

Dinlenme zamanlarını Ramón Hoyos, üstü açılabilir arabasıyla yapması gereken işlerine ayırdı.  Beş günde yaklaşık üç saat süren bu süreçte, editör de ona eşlik etti. Bu anlarda sadece Ramón Hoyos’un hayatına dair konuşuldu. Ancak herhangi bir not tutulmadı çünkü o anlar biyografinin değil editörün izlenimlerini aktardığı ayrı bir kronikte yer alacak. Bu, o üç kronikten ilki.

Ayrıca, bu kroniklerde Hoyos’un biyografisinde bahsettiği diğer bisikletçilerin fikirleri de yer alacak. Halkın fikirlerine ve özellikle Hoyos’uşampiyonaya hazırlayan sevecen ve konuşkan Arjantinli koç Julio Arrastía’nında düşüncelerine yer verilecek. Örneğin; Hoyos editöre arabasını çok dikkatli ve normal hızlarda kullandığını anlattı -ve bu şekilde biyografisinde yer aldı. Editör farklı düşünüyor: Hoyos hiçbir zaman hız arzusunu kontrol edemedi. Tehlikeli hızlarda araba kullandı. Geçen hafta Perşembe günü, öğleden sonra üçte, arabası bir kamyon tarafından paramparça edilmek üzereydi.

Mülakatın sonunda Ramón Hoyos hâlen candan olsa da görünür bir şekilde yorgundu. Editör veda ettiğinde gözlerini ovup bacaklarını uzattı ve şöyle dedi:

“Bu, Kolombiya Turu’ndan daha yorucu.”

Çeviren: Ata Atay