KİTAPLARDAHA FAZLA
Sonuç bulunamadı.
Yükleniyor...
KİŞİLERDAHA FAZLA
Sonuç bulunamadı.
Yükleniyor...
YAZILARDAHA FAZLA
Sonuç bulunamadı.
Yükleniyor...
Beta
Uzun Uzun
Radyo Hikâyeleri Üzerinden Türkiye’nin Gerçekliği

Benzer bir fikirden doğan ama ortaya bambaşka sonuçlar çıkaran iki radyo hikâyeleri kitabı: Babamın Tanrı Olduğunu Sandım ve Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor.

Radyo Hikâyeleri Üzerinden Türkiye’nin Gerçekliği

Babamın Tanrı Olduğunu Sandım ve Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor: iki radyo hikâyeleri kitabı. Nâzım’ın Memleketinden İnsan Manzaraları’nda kendisini tanımladığı haliyle “radyoman”lara sesleniş, “radyoman”ların hikâyeleri.

 

          (…) illetimiz radyomani.

İnsanların seslerini dinliyorum,

dünyanın dört bucağından bana sesleniyorlar.

Onlarla alakamız uzaktan,

yaptıkları işler umrumda değil

bunları nasıl anlattıklarına meraklıyım.[1]

 

Paul Auster’ın radyo hikâyeleri serüveninin süreci şöyle şekillenir: Ulusal Radyo’da yayınlanan Daniel Zwerdling’in “Weekend All Things Considered” programına katılan Auster’a, röportaj bittiğinde Zwerdling programına düzenli katılmasını teklif eder, Auster sunucunun ne planladığını merak eder ve Zwerling’den, “Belki ayda bir ya da iki kere hikâyeler anlatabilirsin,” yanıtını alır. Paul Auster bu teklifi eşi Siri’yle paylaştığında fikir bambaşka bir yere evrilir:

 

Hikâyeleri kendin yazmak zorunda değilsin, dedi Siri. İnsanları oturtup kendi hikâyelerini yazdır. Onları sana gönderebilirler, sen de radyoda en iyilerini okursun. Yeterli sayıda dinleyici yazarsa bu sıra dışı bir şey haline gelir.[2]

 

Daha sonra programda duyurulan “Ulusal Radyo Projesi” için Auster “kulağa kurmaca gibi gelen gerçek hikâyeler” istediğini anlatır, kısa ama gerçek, kurmaca ama gerçek, bir nevi yaşanmış anı-hikâyeler… Büyük, küçük, komik, feci fark etmez. Daha önce hikâye yazmadıysanız da fark etmez, herkesin bildiği bir-iki hikâye vardır, der Auster. Böylelikle Amerika’nın dört bir yanından deyim yerindeyse akan dört binden fazla hikâye arasından seçim yapmaya başlar; seçimi yaparken hikâyelerin değerini esas alır ve ortaya Amerika’nın gerçekliği çıkar.

 

Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor’un radyo hikâyeleri serüveninin süreci ise Güven Güzeldere’nin  Babamın Tanrı Olduğunu Sandım’ını Açık Radyo’ya hediye etmesiyle başlar. Güzeldere, sahaflarda görüp aldığı Babamın Tanrı Olduğunu Sandım kitabını öyle sever, kitaptan öyle etkilenir ki zamanla çoğaltarak arkadaşlarına hediye etmeye, onlarla paylaşmaya başlar –o yıllarda kitabın Türkçe çevirisi henüz yayımlanmamıştır– ve düşünür: Böyle bir proje Türkiye’de yapılsa, Türkiye’den kesitler sunsa ne kadar anlamlı olur.

Güzeldere sonunda kitabın bir nüshasını bu işin en iyi yapılacağı yer olarak gördüğü Açık Radyo’ya bırakıp Ömer Madra’yla fikrini paylaşır; fakat bu proje uzun zaman rafta kalmak durumunda kalır. Ta ki Murat Gülsoy ve Adnan Kurt’la bir akşam yemeğinde projeyi paylaşıncaya kadar. Sonrası hızlıca şekillenir ve 400’ün üzerinde toplanan hikâyeden 127 tanesi seçilir. Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor, Açık Radyo ve Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi işbirliğiyle gerçekleşir. Proje Memleketimden İnsan Manzaraları’nın basımının 70, Açık Radyo’nun kuruluşunun da 20. yılına denk gelen tarihte yayımlanır.

Babamın Tanrı Olduğunu Sandım’da hikâyeleri sadece Auster seçerken, Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor’da Gülsoy ve Güzeldere’nin yanı sıra Ömer Madra ile İlksen Mavituna’dan oluşan bir “kurul” söz konusudur. Sonrasında da hikâyelere yirmiden fazla yazar editörlük yapar. Babamın Tanrı Olduğunu Sandım’ın hikâyelerini radyoda Auster kendi okurken, Açık Radyo’da okumaları birçok farklı yazar seslendirir.

İki kitaptaki farklılıklar, hikâyelerin seçim süreciyle sınırlı kalmıyor. Kitaplarda, hikâyelerin sınıflandırılmasında örtüşen kategoriler olmasına rağmen içeriklerde ilginç ayrışmalar göze çarpıyor:

“Aşk” ve “Ölüm” içerikli hikâyeler Amerika’nın radyo hikâyelerinde oldukça geniş yer kaplarken Türkiye “Aşk” içeriğinde tüm varsayımları yıkarak “Aşk ve Delilik” başlığı altında kitapta sadece altı adet hikâyeyle yerini buluyor. Benzer şekilde “ölüm” de sadece dokuz hikâyeyle kitaba dahil olurken Murat Gülsoy bununla ilgili şu tespiti yapıyor:

 

Aşk ve ölüm, iki evrensel temadır, diyenleri neredeyse haksız çıkaracak bir sonuç oldu bu. Belki de bizler, bu topraklarda yaşayanlar, anlatılmaya değer hikâyenin daha çok hüzünlü olmasına inanıyoruzdur, kim bilir...[3]

 

“Komedi” Amerikalıların hikâyelerinde bir diğer kalabalık başlık, bunun yanı sıra “Nesne” ve “Düşler” adı altında “radyoman”ların hayal dünyasına küçük yolculuklar mevcut; Türkiye’de her kategorinin altında toplumsal olayların bıraktığı izler, hüzün, melankoli ve dramatiklik alt zeminiyle ortaya çıkmış “duygu”lar, hikâyelerin içeriğine dahil olmuş. İşte Amerika ve Türkiye’nin gerçekliği.
 

[1] Nâzım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları, Yapı Kredi Yayınları, 2006.

[2] Paul Auster (Yay. Haz.), Babamın Tanrı Olduğunu Sandım, çev. Sinem Yazıcıoğlu, Can Yayınları, 2015.

[3] Murat Gülsoy (Yay. Haz.), Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor, Can Yayınları, 2017.

İLGİLİ İÇERİKLER

İLGİLİ KİTAPLAR