KİTAPLARDAHA FAZLA
Sonuç bulunamadı.
Yükleniyor...
KİŞİLERDAHA FAZLA
Sonuç bulunamadı.
Yükleniyor...
YAZILARDAHA FAZLA
Sonuç bulunamadı.
Yükleniyor...
Beta
Uzun Uzun
Hollywood’da Bir Kayıp Ruh: F. Scott Fitzgerald

Başarının zirvesindeyken yaşadığı şatafatlı hayatı maddi sıkıntılar yüzünden geride bırakan F. Scott Fitzgerald, ’30’ların sonunda Hollywood’a yerleşmek zorunda kalmıştı.

Hollywood’da Bir Kayıp Ruh: F. Scott Fitzgerald

F. Scott Fitzgerald, en meşhur karakterleri gibi hem şan şöhret dolu hem de olaylı bir hayat sürdü. Eşi Zelda’yla Caz Çağı’da sanat kültür dünyasının kalbinde yer aldı ve edebiyatıyla tanınma ayrıcalığına erişti; öte yandan çalkantılı bir evlilik yaşadı, alkolizmle ve maddi sıkıntılarla boğuştu. Belki de bu sebeplerden ışıklı dünyaların trajedilerini en iyi anlatan yazarlardan biri oldu.

Fitzgerald hayat tarzını, dahası şizofreni tanısıyla sık sık kliniğe kaldırılan Zelda’nın tedavisini karşılayabilmek adına ’30’ların sonlarında Hollywood’a yerleşti ve başta MGM’de, sonra da serbest olarak senaristlik yaptı. Ne yazık ki Fitzgerald batı kıyısında başarı yakalayamadı. Yazdığı 2000 küsur sayfaya rağmen sadece tek bir senaryoda adı geçti.

F. Scott Fitzgerald'ın Senaristler Loncası Üyelik Kartı

 

’30’lar gerçekten de Aldoux Huxley, William Faulkner, Raymond Chandler gibi ünlü yazarların paraya sıkıştıklarında kapağı Hollywood’a attıkları bir dönemdi. Çoğunun da şansı yaver gitmedi. Kariyerine senarist olarak başlayan ünlü yönetmen Billy Wilder, 1996’da The Paris Review’a verdiği söyleşide bu durumun sebeplerini irdeliyor. Tüm filmlerinin senaryolarını kendi yazan Wilder, ünlü romancıların, senaristliğin cefasını çekmeye yanaşmadıkları için sefasını süremediklerini söylüyor.
 

MUHABİR

Doğudan gelen romancı ve senaristler, F. Scott Fitzgerald ve Dorothy Parker gibiler burada neden bu kadar çok zorlandı?
 

WILDER

Yani; çünkü çok büyük rakamlara çalışıyorlardı. New York’ta bir yazarın bir başka yazara şöyle dediğini hatırlıyorum: Beş parasız kaldım. Hollywood’a gidip bir elli bin dolar daha araklayacağım. Dahası, bir film yazmanın ne anlama geldiğini bilmiyorlardı. Kuralları çiğnemeden önce kuralların ne olduğunu bilmeniz gerekiyor; onlarsa kendilerini bu konuda hiç eğitmediler. Kastettiğim sadece deneme yazarları ya da gazeteciler değil; yazarlar için bile geçerliydi bu. Hiçbiri işi ciddiye almıyordu; üstlerinden biriyle, yapımcı ya da yönetmenle, sesi daha gür çıkan ve arkasında stüdyonun durduğu biriyle karşılaştıklarında tavsiyelerini dinlemeye yanaşmıyorlardı. Onların düşünceleri şöyleydi: Aman, başlarım, Amerika’da herkes senaryo yazabilir – şurada köşede duran polis, Denver’daki garson. Herkes. Hatta kardeşleri de! On tane film izledim. Şimdi, beni bir kendi halime bıraksalar... Ama iş o kadar kolay değil. Vasat bir film yapmaya başlamak için bile kuralları bilmeniz gerekiyor. Zamanlamadan, karakter yaratmaktan, biraz da kameranın konumundan anlamanız gerekiyor ki önerdiğiniz şeyin gerçekçi olup olmadığını ölçebilin. Onlar tüm bunlara burun kıvırıyordu.

Fitzgerald’ın Paramount’ta çalıştığı zamanı hatırlıyorum; ben de orada Brackett’la çalışıyordum. Kendisi de doğulu olan Brackett’ın romanlarıyla oyunları vardı ve yıllardır Paramount’taydı. Brackett’la mola verdiğimizde stüdyonun karşısındaki küçük bir kahveciye giderdik. Oblath’ın Yeri’ne! derdik. Yeryüzünde yağlı Tom Collins kokteyli içebileceğiniz tek yer. Orada Scott Fitzgerald’ı ne zaman görsek onunla sohbet ederdik ama bize bir kere bile senaryo yazmakla ilgili bir şey sormadı.

Filmler, oyunlara benzer. Ortak bir mimari yapıları, benzer havaları vardır. İyi bir film yazarı bir tür şairdir; ama yapıyı bir zanaatkâr olarak kuran ve üçüncü sahnede sorunun ne olduğunu söyleyebilecek bir şair. Eski toprak bir senaristin ürettiği şey iyi olmayabilir ama teknik açıdan doğrudur; üçüncü sahnede bir sorunu varsa sorunun temelini birinci sahnede araması gerektiğini kesinlikle bilir. Scott bunların hiçbirini umursamaz görünüyordu.

 

***

Fitzgerald senaristliğin inceliklerini umursamasa da, içinde bulunduğu dünyayla son derece yakından ilgiliydi. Yazarın Hollywood tecrübeleri, The Pat Hobby Stories (Pat Hobby Öyküleri) ve Son Patron gibi harikulade kitaplara esin kaynağı oldu. Altın çağını yaşayan sinema sektörünün gerçek yüzünü ortaya koyduğu Son Patron, Hollywood’la ilgili yazılmış en iyi kitaplardan biri sayılıyor. Fitzgerald stüdyo sistemine ayak uyduramadı belki ama Hollywood’u incelikli gözlemleri ve vurucu kalemiyle fethettiği su götürmez.

 

Kaynak: The Paris Review, “Billy Wilder: The Art of Screenwriting No. 1”, James Linville söyleşisi, Bahar 1996, Sayı 138.

 

İLGİLİ İÇERİKLER